SANA BAKMAK..

Kas. 2, 2007 ·

Yine bir nöbet akşamı ve dinledigim Yılmaz ERDOĞAN'ın  şiirinin sözlerini yazmak istiyorum gerçekten çok hoş.. ve okadar anlamlıki...

SANA BAKMAK

 

Herşey yapılabilir

Bir beyaz kağıtla

Uçak örneğin, uçurtma mesela.

Altına konulabilir

Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için

Sallanan bir masanın.

Veya şiir yazılabilir

Süresi ötekilerden kısa

Bir ömür üzerine..

 

Bir beyaz kağıda

Herşey yazılabilir,

Senin dışında..

Güzelliğine benzetme bulmak zor,

Sen iyisimi sana benzemeye çalışan

Herşeyden:

Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.

Belki tabiattadır çaresi

Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..

Ve benim

Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..

Anlarım bitkiden filan

Ama anlatamam

Toprağın güneşle konuşmasını

Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

 

Sen bana ışık ver yeter

Bende filiz çok..

Köklerim içimde gizlidir

Gelen giden, açan soran, bere budak yok

Bir şiir istersin

"içinde benzetmeler" olan

Kusura bakma sevgilim

Heybemde sana benzeyecek kadar

Güzel birşey yok

 

Uzun bir yoldan gelen

Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum

Yaralı yarasız sevdalardan geçtim

Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

Herşeyi anlattım..

Olan olmayan, acıtan sancıtan..

Bilsem ki sana varmak içindi

Bütün mola sancıları

Bütün stabilize arkadaşlıklar

Daha hızlı koşardım

Severadım gelirdim

Gözlerinin mercan maviliğine..

 

Sana bakmak

Suya bakmaktır..

Sana bakmak

Bir mucizeyi anlamaktır..

 

Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

Aşk sorgusunda şahanem

Yalnız kelepçeler sanıktır

Ne yazsam olmuyor

Çünkü bilenler hatırlar..

Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar

Bahçıvan değil tüccarlardır

Sen öyle göz,

Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

Sen teninde cennet kayganlığı iken,

Sana şiir yazmak ahmaklıktır..

 

Bir tek söz kalır

Dişlerimin arasından

Ben sana gülüm derim

Gülün ömrü uzamaya başlar

 

Verdiğim bütün sözler

Sende kalsın isterim

Ben sana gülüm derim

Gül sana benzediği için ölümsüz..

Yazdığım bütün şiirler

Sana başlayan bir kitap için önsöz

 

Sana bakmak

Bir beyaz kağıda bakmaktır.

Her şey olmaya hazır

sana bakmak

suya bakmaktır..

gördüğün suretten utanmak..

sana bakmak

bütün rastlantıları reddedip

bir mucizeyi anlamaktır..

sana bakmak

Allah’a inanmaktır...


..........

Aug. 12, 2007 ·

UZUNN  Bİ  ARA.......

'neden ben?' diye bin kere soracaksın kendine...

Tem. 12, 2007 ·

O gidecek ve sen bakacaksın.kimse olmayacak yanında,acını yalnız yaşayacaksın.aşkı tek kişilik yaşamanın mevsimidir şimdi.bahar da olsa yaz da,kış hüküm sürecektir sende.buz tutacaksın...herkesin buram buram terlediği güneşli bir günde üşümenin ne demek olduğunu öğreneceksin.
tüm renkler,dönüş tarihinin belli olmadığı bir yolculuğa çıkmıştır.baktığın herşey ya gri ya siyahtır.hayata dair hiçbir şey ilgi alanına girmez.öylece bir köşede,sessizce,gözyaşlarını içine akıta akıta oturup durursun.ne dostlarını görmek istersin ne de söylenecek tek sözü bile duymayı.
'neden ben?' diye bin kere soracaksın kendine.'hak etmedim bunu' diye düşüneceksin.merak etme,her terk edilen hak etmediğini düşünmüştür.hiçbir farkın yok onlardan;ama,sen,terk edildiğini kabul etmiyorsun.'neden gitti?' sorusu gelecek ardından.bulduğun yanıtları beğenmeyip gidişine bir başka bahane arayacaksın.hiçbir bahane gerçek nedeni anlatmayacak.çünkü aslında başından beri gördüğün;ama,bir türlü kabullenemediğin o gerçeği bir kez dile getirirsen,zaten buz tutmuş bedenin,parça parça dağılacak.bunu bildiğin için bahanelerin arkasına saklanacaksın.
sevmemiştir seni.sevmişse de,senin onu sevdiğin kadar sevmemiştir.suçlayabilir misin onu? sen sevdin diye sevmeli miydi seni?şart mı bu?değil elbette;ama,gel de bunu yüreğine anlat.anlatamayacaksın.yürek bunu kabul etmez çünkü.sen,'seni benim kadar kimse sevemez'diye sayıklarken ya da 'benim kıymetimi bilmedin'diye suçlarken onu,o,senin ne halde olduğunu bilmeden,bilse bile umursamadan,'her seçim bir vazgeçiştir ve her seçim bir başlangıçtır' sözünü kanıtlarcasına yeni bir menzile doğru yol almaya başlamıştır bile...

bir çiçek koparsam MAVİ ...

Nisan. 28, 2007 ·

 

öleceğim çılgınca sana sarılırken..

öleceğim tenine dokunurken..

öleceğim seni her öpüşümde..

ve öleceğim gözlerinden ışığı isteyerek..

ve artık karanlıktan korkmam..gözlerini önüme ışık yaparım..

 

ne kadar derinde olacaksın..

ve ulaşmak için sana nefesim yetecek mi..gitme daha fazla derine ..

yoksa boğulurum en derinlerinde

ama o da güzel...daima... sende kalırım...

 

bir çiçek koparsam MAVİ , ve sen saçlarını yaslasan... uyusan...

düşünde bir dalga alıp götürse seni lacivert bir kayaya...

orda bekliyor olacağım seni... mavi bir buluta sarmak için...

ve sen., uyanırken düşünden... kendi bedeninin çiçeği... beyaz çiçek...

bana yine aynı gözlerle baksan...

 

hergeçen gün çok uzun... bilmiyorum bu özlemi nasıl yeneceğim...

yine sırasız dilekler dileyeceğim... ve sanırım sensizlikte hayatı böleceğim...

yarısında gözyaşı olacak.. yarısında yalnızlık... yalnızlığın yarısında AŞK...

aşkın yarısında hüzün... hüznümün yarısında mutluluk...

ve mutluluk...

sanırım seni buldum...

 

sensiz hayalini... seni düşlüyorum..yıkımlardan doğmuş biricik yalnızlığımda...

bıraktığın yalnızlıkta daha çok düşlüyorum seni...

ve bilmiyorum seninle karşılaşmam; yaşam mı değil mi?

rüzgarlarla yalnız olduğumda... kayalarda... ve denizde...

kendi yalnızlığımı bana getirmek için mi geldin... bilmiyorum...

ama herşeye rağmen iyi ki geldin...

Gidiyor musun diye sorma bana..

Nis. 30, 2007 ·

Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim ben de, senin kadar endişeli...

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda, ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, oysa sen hep susmanın koynunda..

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşu, teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış at kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki, bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi. Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın.

Ah bu sorular... Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben "aşk" dedikçe sen "hayır" dedin. Zaten az konuşan sen, olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup

çıkardın ortaya.
Ben bir şey diyemedim.

Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni... Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu işte...
Demek ki gitmelerin zamanı geldi şimdi.

Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. "Rahat değilim" diyordun ya, rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi be kalktı ortadan.

Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşlerini yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım. Bulup bulup kaybettim seni.. Ne yazık ki toz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Ne çok tanığımız var ayrılığımıza....

 

( En sevdiğim yazarın en sevdiğim kitabından Mehmet Coşkundeniz - Aşk Bize Yakıştı)

Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…

Nis. 9, 2007 ·

 

Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…
Yazıyorum birkaç dakika ağlamışlığın ve gözyaşının üstüne…


Sen bulanıklaşsan da, gözüm hep ufuktaki yalnız haberciyi gördü… Buğulanmış cama çarparken yağmur damlaları, ben çizdim bir kâlp içine iki bedeni…
Zamanın bilmem hangi köşesindeydik hatırlamıyorum. İşime gelmeyen buluşmalardan kaçmadım sen varsın diye… Çam diplerinde petunyaları kuruturken ellerimizde, sen bana SENİ SEVİYORUM derken bile bakamıyordum gözlerine. Utancımdan … alışık olmadığımdan belki … belki de o öpülesi dudaklarından ayıramam dudaklarımı diye, korkumdan.. Farkına varamadım gerçeklerin.. Gözlerine saklanmış hainliği sezseydim eğer; … eğer, denizlerden çaldığın dalganın, bir mühür gibi yüreğime leke yapacağını çözebilseydim, mayasız öperdim seni.. Özüm’süz …


Güzel kelimeler istiyordum senden … Ay ışıklarıyla yıkanmış, okuyunca en çirkin anlarımın anlamlaştığı, okuyunca dokunduğun gözlerimin mızmızlaştığı …


Kulağımın arkasına fısıldanmış güzel kelimeler biriktirmiştim ben sana oysa… terk edip gitmeseydin ansızın; duyacaktın … Ben çırpınırken bir kaşık suyun derinliğinde boğulmamak için, sen görünce beni böyle çaresiz, beni böyle çırılçıplak; tutup çıkarırsın diye uzatmıştım ellerimi..Sen, biraz yukardan ifrit dolu yüreğinle bakıp gülmüştün hâlime.Oysa ben susmanı bekliyordum.. birde ıslak bedenimi sarmanı… bir “NEYİN VAR SENİN” e öyle ihtiyaç duymuştum ki o an; anlatmak istedim, ama sen … yoktun..!


Yıllar geçti aradan.. ve farkında olmadan…
Adımlarım daha büyük, daha hızlı ve daha sağlam…
Yokluğunda büyüttüğüm acılarımı her gün tazelemek zoruma gitmeye başladı. Ve hasretinin bitime uğraması gerekti. Eylüldü.. hüzün mevsimiydi.. nasıl unuturdum seni? Yaprakların salına salına karıştığı toprağı öpüyordum, “Vatanım” diye değil! Sen dön diye…


-Köylü kız- büyüsü bozulduğunda ben öğretmen olmuştum.. Hani rüyalarımın en güzel sahnesinde seyrederken, göz yaşlarımı tutamadığım … hani en mateminde gecenin; üzerimde bir hamal gibi taşıdığım sensizlik yükünü atmak istediğimde, düşünüp de derinlere daldığım….
Hatırladın mı?
Saçlarım; senin bildiğin kadar sıradan değil artık..
Gözlerime durulmayı öğrettim..
Dudaklarıma kilit vurdum konuşmasın diye..
Yüreğimdeki seni her gece zindana attım bensizliğin acısını, sensizliğin acısını çektiğim gibi çek diye! !


Gitme Sevgili!
Sokak aralarında yitirdiğim aklımı geri ver bana.. yüreğim yüreğinde.. Böyle kuru bir beden ne işe yarar sensiz.. Ya dünümü ver, yada hakkımı! çok mu arzu ettiklerim?
Hayatının kısa film akropollerinde hiç mi karem yok? Senaryoda figüran olarak ölmek istemiyorum.. al beni de gözlerine…

Gözünle gördüğün her seksiyonda bir sahtekârlık, her parselinde acı ve göz yaşı… Güzel kelimelerinden duymak istiyordum bir ikindi çayı ertesinde.. Dudaklarından dökülmedikten sonra, adıma yazılan mektupların ne albenisi var ki?


Evlendim…Soğuk duvarlarında, gece lâmbasının aydınlattığı kadar görebildiğim dünyanın eşiğinde, bedenimi saran başka kolları sen zannedip doyasıya, hissedilmeyen kokunu sineye çektiğim günler aklıma geldi..

Evlendin…İkinci sayfa  haber bültenlerinden öğrenmek istemezdim… Bilmek isterdim yerime koyduğun biblonu… Kim bilir hangi Can sırada bekliyordu Yanmak için… Farkında olmadan işlediğin günahın bedelini ödeyeceksin demiştim … Yüreğimi yüreğine koymuş olsaydın farkına varırdın süzülmemiş gerçeklerin… Arsız gönül kuşun konmuştu bir başka evin bir başka penceresine…Açar mıydı? …


Yıllar geçti aradan … farkında olmadan.
Cebimde kimsenin göremediği bir öfke saklı sevdiğim… Çıkardığımda dağ dayanmaz ki gönlün dayansın? Ben, kaybolmuşluğun sefasını sürerken, sen, bensizliğin nedametini çekiyorsun… Hissediyorum bunu…Ne ektin ki biçesin?

Beni arıyorsan;
Yokum! !
Sisle çevirdiğin bu evren, artık benim olmadığı kadar, seninde değil! !
Zaman hızla akıp gidiyor..
Yıllar sonra bugün, bakıp da halime gülmeyeceğim… Gözlerime durulmayı öğrettim…
Dudaklarım, dudaklarında güneşe selam çakmayacak artık..
Erkekçe, namusluca çekip gideceğim gözlerinin önünden;
Arkasına bile bakmadan…

Dur! !
Yaklaşma…
Yollarına toz olduğum sevgili! !
Dudak büktüğüm gidişine…
Yüz eskittiğim zamanla..
Ey Yüreğimi yüreğine bir kez olsun konuk edemediğim sevgili! ! !
Dokunma ellerime..
O eller ki, zamanın bir köşesinde, okul kaçışlarının heyecanıyla atan kâlpleri bir bedene dolduran; sonra Tek can ile kenetlenip kaderin vahametini inadıyla kıran eller…


Git..

Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…
Yazıyorum birkaç dakika ağlamışlığın ve gözyaşının üstüne…

(alıntı)

 

Doğum günün kutlu olsun...

Nis. 4, 2007 ·

 

Bugün gözlerinde hangi aninin hayali, kulaklarında hangi sesin hasreti, kalbinde hangi sevginin özlemi varsa hepsine kavuşman dileğiyle doğum günün kutlu olsun!

« Önceki ::